11 Şubat 2015 Çarşamba

Benim de çıkmazlarım var elbet, herkes gibi.
Çıkmazlarım, çıkmaz sokaklarım.
Alır başımı kapatırım pas tutmuş parmaklıklarıma.
Cevap bulmak için. 
Çoğu kez de, cevapsız kalmak için. 
Kaldırımlarında saklı, bahçemin külhanbeylikleri.
Yok öyle sağda solda mezarlıklarım.
Kendi dünyamda ölür ve olduğum gibi baştan doğarım.
Kimseye değil düşmanlıklarım.
Hani kendimi bile affedecek kadarda hıyarım.
Efkarlıyım birazda, herkes gibi.
Bir masa, bir sandalye, en kral meyhane,
Koyarım teybime, “batsın bu dünya, bitsin bu rüya“ 
Açarım bir ufaklık, laf aramızda, sapıtırım ufaklıktan fazlasıyla.
Herşey dozunda güzel daha bi.
Biraz peynir, biraz çerez, birazda soyulmuş meyve. 
Meyveler soyulmadan olmaz hani,
Öyle gecenin ayazında çırılçıplak karanlık gibi,
Öyle saf öyle katıksız, 
Tertemiz, çöpsüz, çekirdeksiz. 
Gün olur gecenin ardından,
Kendi kendime gelin güveylikler başlar. 
Akşamdan kalma sarhoşlukla.
Şu kız bana baktı, benden hoşlandı, kesin. 
Bir bakışta hoslanılacak kadarda yakışıklı olurum o kafayla,
Nereden çıkardın diye sorarsanız aynalar söylüyor, ben onun yalancısıyım,

Ayıkken yabancısı olurum, istanbulun.
Şehri bombardımana alır yalnızlık. 
Bir sürü, ayak üstü kalabalık. 
Hep aynı avaz, aynı dudaklardan
Istanbul denince aklıma gelir.
Taşı toprağı altın. 
Sankide soyadın, 
Istanbul TAŞITOPRAĞIALTIN! 
Hadi taşını toprağını anladıkta, hani nerede altın 
Yoksa topraktakilere mi yazılmış soyadın.
Bırak bu işleri bahtsız bahtım.
Nene gerek taş toprak altın 
Öbür tarafta bol keseden alırsın 
Sen çek kafayı mey senin 
Meyhane senin neyin...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder