11 Eylül 2015 Cuma

Uzaklardan bakıyoruz pencereden damlayan yokluluğumuza
Kabullenilmedik yıkımlara tosluyoruz birlikte
Ayaklarımızın altında göz yaşları sel olmuşcasına akıyor
Birlikte nice umutsuzluklara itiyor sessizlik bizi,
Sen benli, ben senli
Birlik  ve beraberlik  içinde el ele, kol kola, uyaklara kafiyelere dökülüyor zamansızlığımız
Birbirimize yetişememişliğimiz
Kimi dizelerde yarım yamalak sesleniyor şarkılar
Susuzluk çöküyor dudaklarımıza
Omuzlarımızda derin yolculuklar
Koşuyoruz usul usul
Sensizlik, bizsizlik diz boyu...
 Heyhat

21 Ağustos 2015 Cuma

Bir dokunuştur hayat. 
Umutları halihazırda yükselişlerimizin.
Kimin nesi ki aynadaki resim?
Sahipsizliğin gölgesinden, kıs kıs gülüyor 
Hani yalnızlığın elide olmasa cebimizdeki
Usulü usulüne denkleştirebiliriz belki  hayatı
Heyhat !

11 Haziran 2015 Perşembe

Gitgellerim var benim, gidip gelememelerim 
Gelip kalamamalarım 
O yüzden galiba umursayamadığım umursamaz hallerim 
Bir tokat gibi iniyor dilimde sıkıştırılmış ikili kelimelerin sessizliği
Sessiz sedasız kalışının üstüne 
Sessiz sedasızlaşıyorum durup dururken 
Sen kaldıkça içimde, sen kokuyor sanki göz alabildiğine heryer 
Herşey herkez kendiliğinden sen gibi 
Hatta bazen aynada bile sen kesiliyorum
Ben aynı sen 
Bir sen bir ben oluyorum
Sen benden gitmeyene kadar 
Hali hazırda sessizliğinin ardından 
Usul usul sızışını seyretmekten başka hiçbirşey yapamıyorum 
Merhaba hayat diyebileceğim güne kadar  kazandığımı sandığım kaybetmişliklerimle  kadeh tokuşturup şerefine içiyorum 
Şerefine!...

10 Haziran 2015 Çarşamba

Ne çektin be can hayatın silsilesinden      Firar etmeseydi rüzgara savurduğun gözyaşların 
Çok geç kalmazdı koşuşturmaların
Söylesene hangi şahbaz dökebilirdi eteklerindeki umutları 
Merhabaların yitik, çıkmaz sokakların duvarlarında parçalanması kadar acı olmasaydı gerçek
...

4 Haziran 2015 Perşembe

HEYHAT 

Herkes geçmişin yarasını sarmak ister geleceğiyle,
Gelecekse kimi zaman yara bandı olur, yüzünde aptalca bir gülümsemeyle.
Kimi zaman seni var olmuşluğun kötü yanıyla kanatır, en  yeni yaralar açarak
Kimi zaman dipsiz kuyuda gibi hissederken kendini, tam o sırada dost bir ses uzatır elini ve derki ben senin bitmek tükenmek bilmeyen umudun,
Senden sana miras uyku dozunda bir yalnızlık
Bekle sen belki ışık tutar aydınlanır o dipsiz karanlık.

Feryat figan edersin bir çırpıda çırpınan düşüncelerine,
Uykunu kelimeler arasında sıkışmış bulurken
Bu değildir gözünü yumduğun ve açtığın şehir
Merkezine uzak hayaller filizlenir ücra köşelerde
Nereden estiği bilinmeyen
Hani derler ya "batan geminin malları bunlar "
İşte öyledir öylesine olanlar
Bir sıçrayışta kaparsın umudunu
Sonrada gelsin beklemeler gitsin beklenenler
Eeee sabreden derviş muradına ermiş
Yada sabreden günümüz dervişi sabretmekten ge.ber.miş.


Umutlu günler diyarına kalkar bir tren
Yolcusu olamazsın, yaparsan fren
Koş, tüm gücünle, yetiş imdadına
Yoksa geçecek öküzün tren;-)...







3 Haziran 2015 Çarşamba

hep aynı şeyi söylersin hep aynı şarkı dilinde
dilinden çıkaramadıkların çınlayıp durur kulaklarında
bir göz buluşmasına bile gelmek istemeyenlerin olur
hep aynı yerde umut fısıltıları arasında kıvranıp durursun
yazık ki tükürürken gözlerin yüzüne
öksüz bir zaman eskisi gibi
uzaklara dalar gözlerin yaşanmamışlıklara ve yaşanmayacaklara
umut işte
kulağın tek bir yöne çivilenip durur
nereye gidersen git nerede olursan ol nerede kalmışsan ordasın
ne bir milim uzakta ne bir milim yakında
aynı şarkıdaki gibi
"fikrimden geceler yata bilmirem
 bu fikri başımdan ata bilmirem
 neyleyim ki sene çata bilmirem

 ayrılık ayrılık aman ayrılık
 her bir dertten olan yaman ayrılık"

seni sensizken seven birine senin gelip gelmeyişin senin elinde...

21 Nisan 2015 Salı

hangi yarınların açılır kapıları, umut diyarından
hani rüzgar kamçılardı vuslat yolunun kısraklarını
hep aynı yerde mi olur rüyaların sahne arkası
umut haykırışıyla gözlerini açarsın
bir bakarsın aynı yerdesin
gözünü yumduğun yerden bir milim uzaklaşmamışsın uyandığın yere
yalpalı adımlarınla göğüslersin ufukları çatık yarınları
sırtındaki kambur büyür gitgide zamana fark ettirmeden
seni sende bilir
halbuki sen bile anlayamazsın senden giden seni...

11 Nisan 2015 Cumartesi

Kaç gün daha geçmesi gerek?
Üzerindeki eskimiş zamanın kalıntılarından kurtulman için.
Sözde, isyan kaldırabilir mi gözlerinin kepenklerini
Bu kadar mı hiçe sayıyorsun göz yaşlarını
İki gözün iki çeşme misali.
Duy diye söylüyorum!
Başındaki sığ rüzgarların bırak essin.
Sen ayağına takılmaya niyetli gölgeliklere çevir gözlerini.
Hangi yöne gidilir ki böyle gizli gizli,
Hayat zaten hep sizli bizli.
Gitme diyemeyecek kadar mı seviyorsun benliğini
Zaten benlik değil mi sensiz senli...


26 Mart 2015 Perşembe

sigaramın dumanına sarsam seni
ne vakit görmek istesem 
o vakit bir sigara yaksam
burnumda tüt-sen 
içime çeksem

ÖYLE GELİŞİN BÖYLE GİDİŞİNE

Kandırıyor beni gözlerin,
Gözlerin, gözlerimin önünde, buram buram.
Bildiğim tüm doğrular belirsizleşiyor.
Belirsizler, belirsizlikle belirgin.
Sensizlik beni, sensizlikle suçluyor.
Haklı, benim suçum sensizlik.
Zira seni buluşumdan beri,
Sensizlik, bensizlik bir yerde.
Ben sensizlikle ödüyorum, sensizliklerin bedelini.
Bilmediğimi bildiğin şeyi, bildiğimi bilmeyişin değil mi acıların beteri...

17 Şubat 2015 Salı

Ruhuma yağmur yağıyor
Düşüncelerimse sırılsıklam
Gözlerin geceleri boğan bir ışık gibi
Gözlerimdeki uykuya dikmiş gözlerini
Güneş sırt çevirirken, gölgenden bile mahrum bırakmış
Dinlemeden kırmış kalemi
Ne vakit uzağa dalsam
Ne vakit haykırmaya kalksam
İnfaz ediyor kalbimi
Paramparça bırakıyor geçmişin geçmemişlikleri
Heyhat!
Yokluğuna doğru yol almaktayım şimdi, çaresiz
Yokluğunun arefesi bu kadar acıysa
Yokluğun kim bilir ne kadar acı...

11 Şubat 2015 Çarşamba

Benim de çıkmazlarım var elbet, herkes gibi.
Çıkmazlarım, çıkmaz sokaklarım.
Alır başımı kapatırım pas tutmuş parmaklıklarıma.
Cevap bulmak için. 
Çoğu kez de, cevapsız kalmak için. 
Kaldırımlarında saklı, bahçemin külhanbeylikleri.
Yok öyle sağda solda mezarlıklarım.
Kendi dünyamda ölür ve olduğum gibi baştan doğarım.
Kimseye değil düşmanlıklarım.
Hani kendimi bile affedecek kadarda hıyarım.
Efkarlıyım birazda, herkes gibi.
Bir masa, bir sandalye, en kral meyhane,
Koyarım teybime, “batsın bu dünya, bitsin bu rüya“ 
Açarım bir ufaklık, laf aramızda, sapıtırım ufaklıktan fazlasıyla.
Herşey dozunda güzel daha bi.
Biraz peynir, biraz çerez, birazda soyulmuş meyve. 
Meyveler soyulmadan olmaz hani,
Öyle gecenin ayazında çırılçıplak karanlık gibi,
Öyle saf öyle katıksız, 
Tertemiz, çöpsüz, çekirdeksiz. 
Gün olur gecenin ardından,
Kendi kendime gelin güveylikler başlar. 
Akşamdan kalma sarhoşlukla.
Şu kız bana baktı, benden hoşlandı, kesin. 
Bir bakışta hoslanılacak kadarda yakışıklı olurum o kafayla,
Nereden çıkardın diye sorarsanız aynalar söylüyor, ben onun yalancısıyım,

Ayıkken yabancısı olurum, istanbulun.
Şehri bombardımana alır yalnızlık. 
Bir sürü, ayak üstü kalabalık. 
Hep aynı avaz, aynı dudaklardan
Istanbul denince aklıma gelir.
Taşı toprağı altın. 
Sankide soyadın, 
Istanbul TAŞITOPRAĞIALTIN! 
Hadi taşını toprağını anladıkta, hani nerede altın 
Yoksa topraktakilere mi yazılmış soyadın.
Bırak bu işleri bahtsız bahtım.
Nene gerek taş toprak altın 
Öbür tarafta bol keseden alırsın 
Sen çek kafayı mey senin 
Meyhane senin neyin...
Aynı yağmur altında ıslanıyorken bedenlerimiz.
Hissediyorum ki, senin de alnında çatlıyor ben hikayesi, don tutuşarak.
Düşüncelerinin mahkum dökülüşünden belli kaldıramıyorsun gözünü yerden. 
Bir ıslık mesafesi uzağım kafandaki çetrefilliklerden
Hadi, uzat elini düşmesi olağan çukurların var göz gözü görmüyor. 
Hadi, uzat elini aklınla aklımı yorayım. 
Rotasız geminin kaptanı gibiyim hadi rotamızı bulayım.
Hadi, uzat elini ikimiz biz olalım.
Hadi uzağım!

9 Şubat 2015 Pazartesi

her şey sarardı bu günlerde
sen sarardın ben sarardım
yer sarardı gök sarardı
kısacası dünyam sarardı

ben seni görebilmek için can çekişirken
senin beni görmeyişinin yüzü sarardı
kulağımı en uzağa uğurlamışken
duyamayan kulağımda sesin sarardı
gün yedi saat yirmi dört aklımda sen
aklımda duruşunun günü sarardı
kendimle kavgalı oldum kendimle çatışık
sulh ilan edecek kalem sarardı

8 Şubat 2015 Pazar

Karşımda duruyor resmin
Bir rüzgar yükleniyor omuzlarıma
Yudum yudum içime çekiyorum seni
Belki de daha çok var senden
Yada dün kadar yakınsın yalnızlığa
Geçmişin gamsızlığı kollarında
Yelken açmışsın biliyorum
Biliyorum gönlün firarda
Ve acı acı haykırıyor şakaklarım
Dur gitme
Gidiyorsun doğduğun topraklara...

hayatla kalabalıksın,
yalnızlıkla uzaksın bana.
sahi kaç gece daha uzaklaşacaksın, yarınlarına
ben olduğum yerdeyim sakın unutma
bulmak istediğin toprak ayaklarının altında 
ayakların koşturacak inan seni bana...

6 Şubat 2015 Cuma

Söylesene sen ne düşlüyorsun?
Zamanın kıyısında kayıp giderken hayatın
Ucuz bir mızrak saplanırken dudaklarından ciğerlerine yol verdiğin 
Ya ne hissediyorsun?
Gecenin karanlığında kayan yıldızları tutmaya çalışmaktan gökte eksilen yıldızlara üzülmek yerine 
Benlik duvarından bir çırpıda atlasan belirsizlikten kurtulmazmısın sanki 
Mahzun gözlerin güneşim olsa olmazmıydı, gecemi gündüzümü aydınlatmakla yetinen...

5 Şubat 2015 Perşembe

bir boşluk gibi oturdun düşüncelerime
hayal kırıklıkları içindeyken rastlantılarım
söz dinlemez şimdi yüreğim
içinde içimi için için kemiren zaman ve firar etmiş gecelerim
bilemeden hibe ettim kalbimi
sen otur orda hiç kımıldama
bak keyfine ben burdayım nasıl olsa...
geçmişin ayazında donmaktan sıkılmadınmı
nedir bu korkak mesafelerinin sırrı
hangi savaşın sebebi seni bana kışkırtan
hangi yenilginin
ya kaçmaların
işe yarar mı kaçmalar
hani iki göz mesafesi kadar uzaklaşamayacaksan bu koşuşturman neden
neyin korkusu bu
bir pusu bazında atıyor kalbin taa bana kadar geliyor sesi
nasıl olsa olmamı istediğin kadar hayatındayım görmek istediğin kadar varım objektifinde
gerisi fasa fiso zaten
gerisi yalan dolan...

25 Ocak 2015 Pazar

Sarardı yüzüm! 
Kış akşamlarının sancısı çökmüş üstüme
Hayat dediğin nedir ki
Sadece çıkmaz bir sokak
Mecbur, yaşayacaksın bu hayatı
Faili meçhullerinle
İster seve seve, ister söve söve
Mecbur yaşayacaksın
Nedendir bu sararıp solmalar o zaman
Zihnine ne çökmüşse çökmüş bırak 
Ne feryad figan dolanırsın
Bırak dökülsün umutlar 
Yeterince ağırlık etmedin mi kendine
Bak, kamburun çıkacak sonra, demedi deme
Elbet anlayan çıkar senide
Bırak, martıların uçuşsun gökkubbende
Hayat boşverende güzel nasıl olsa

Kimi duygular mekansızmış
Kapı aralamanı beklemez ansızın dalar içeri...



17 Ocak 2015 Cumartesi

NAKARAT 

Akıyor tavan arasındaki delikten umutlarım, usul usulca.
Îniyor kalbime, damla damla.
Sesin yankılanıyor aklımın duvarlarına çarparak, çat çat.
Tam gözümü kapatmak üzereyim ki bir resim, sen ben.
Nefesimin buğulandırdığı gözlerime bir perde çekilmişcesine, hayal meyal.

4 Ocak 2015 Pazar

ben sende öğrendim 

hayat kitabından uçurtmalar yapmayı
bir kanadı kırık heykelleri
sen çocukluk oyunlarınla sevişirken
ben bir pilot oldum semalarda
bulutlarla at koşturdum
mutlu mesut günlere inat

ruhum yaşlandı tam bir günde
ölüm sessizliğine vurdu dalgaların kör sahilleri
kan kırmızı kesildi gözlerimdeki donuk kavgaları
kol gezdirdiğim arnavut kaldırımlarında olduk
kayıp yarınlardaki düşman...
biz iki kişiyiz 
biri aldığım her nefesteki sen
diğeri sessiz köşelerde yorgun bitap ben
ben beni unutmuşluğumla savrulurken
gölgemi ellerimle toplayıp gölgeni izliyorum peşinden

heyhat içimde ölen biri var
biriyse hala umut etmede
nereye baksam farketmiyor
hep gözlerinde buluyorum gözlerimi
ne kadar kaçsam nafile
gözümü açtığım yer sen yumduğum yer sen
telaşlarım koşuşturmalarım boşuna
boşuna yıpratıyorum kendimi
uzaklaşmak uzak durmak için

nefes alışımda gibisin
sen doluyorum 
ben bitiyorum
sana çoğaldıkça azalıyorum kendime
nefes alışımda gibisin

gün geçtikçe hiddetleniyor sana olan sevgim
şimşekler çakıyor aklımın kenarlarında
sen görüyorum kendimi
hani derler ya görmek istediğini görürsün aynada
bir tek rüyalarımda sensizim
onlarda zaten bomboş
karanlıkla boğuşuyorum sana uyanana kadar
sana içiyorum her yudumda
ve sana susuyorum
sana lal olup
sana kör oluyorum
sana kör oldukça seni bile göremiyorum kimi zaman
çünkü herşey sen gibi
sen gibi hava
sen gibi su
toprak sen gibi
sen gibi kuşlar çiçekler ağaçlar
yer gök
gelmiş geçmiş
her şey
sen gibi
sol yanım ölüyor gibi
toz kaçtı diyorum gözlerime
görenlere
acı acı bir iki damla dökülüyor gözlerimden
seni içime çektikçe
acı acı feryat ediyor gözlerim gözlerine
kime ne seviyorsam seni
hatta sana ne
söyleyemezsin bana beni sevme
ben bile söz geçiremiyorken kendime
gitme bir adım öteye diyorum kendi kendime
gitmeye de niyetim yok hani
hep aynı yerdeyim 
hep aynı yerdesin
bir an kaybedip
sana gelme telaşımla
sonra tekrar bulduğum yerde
ve sonra bir bakmışım yolu yarılıyorum
gözlerim büyüyor
ulaşmak için uzanıyorum parmak uçlarımda
ben uzanmaya çalıştıkça
sen uzaklaşıyor gibisin 
sen uzaklaştıkça çırpınıyor parmak uçlarım
sen uzaklaştıkça ben gibi oluyorsun
ben yaklaştıkça sen gibi oluyorum
sonra sigara duman misali
seni içime çekiyorum
sen dumana karışıp kaçıyorsun
içime çektikçe ben oluyorum ölüyorum
dışarı verdikçe sen oluyorsun kaybediyorum
tutamıyorum avuçlarımda
en iyisi içime çekmek galiba seni 
ölmesemde sürünürüm belki
içimde yaşatırım seni...
AŞK 

Uzayıp giden gökyüzünün beyaz kelebeklerini selamlayarak 
Gözlerimde ara sıra meziyetleşmiş ağlakçı eskisi
Aklımda sessiz köşelerden gelen apansız isyan ateşi 
O düş rüyaların tazelediği çelimsizlik hali
Birde içinde bulunduğu sarhoşluk hissiyatından bana kalan payla
Zırvalayıp duruyor kulaklarıma 
Akşama dek
Sevinsemmi üzülsemmi bilemedim 
Kahretsin...

Düşüncelerime zincir mi vurdun 
Senden başkası girmiyor beynimin içine 
Yalnız ben miyim böylesi karmakarışık 
Yoksa bütün aşıklar böyle mi? 
Bir şeyler oluyor gülün pembe gülüşüne 
Dünya sanki bir başka düşünce içinde dönüyor 
Yalnız ben miyim böylesi hayatla çelişik ...
Nokta olmak isterdim 
Herşeyin bittiği andı
Başlamak gibi bir sıkıntım olmazdı.

Virgül olmak isterdim 
Birazdaha nefes almaya
Ve tekrar devam yola,

Ünlem olmak istermiydim
Yok istemezdim
Bana yakışmazdı şaşma eylemi
Sorun yabancılık meselesi! 

Ama hep soru işareti oldum
Beynimi kurcalayıp durdu cevapsız sorular
Umut ettikçe eziyetler
Eziyetlerle umut etmeler
Vuslatar?
Hasretler?
Gelmeler?
Gitmeler?
Kimsesiz gibi sokaklar
Soğukmu soğuk 
Buz tutuyor sol yanım 
Telaşlı adımlarla uzaklasıyor zaman 
Bende onun peşinde 
Bir an önce varmak lazımmış vuslata 
Buzullarla kaplanmadan...
____
Sonra güneşi görünüyor 
Soluk benizli hüzünlü bir güne
Soluk benizli hüzünlü bir güneş 
Anında alev alev
Topuklarımdan fışkırıyor kıvılcımları 
Kirli sarıya dönüyor yüzüm
Kısık gözlerle
Buruş buruş 
Gözümü alıyor güzelliğin...

Şehre yağmur yağıyor
Bana hasret 
Damlalar seni ıslatıyor
Bense sırılsıklamım
Yağmurdan mıdır sensizliktenmidir bir hüzün çöküyor sokaklara
Sokaklar panayır yeri aslında 
Bense çok uzaktayım atlı karıncalara ve dönme dolaplara
Yağmur damlasında çakılyorum beton topraklara 
Saçlarına dokunabilme ümidiyle atladığım bulutlardan yere çakılıyorum 
Hani kanatlarımda yokki yönümü bulayım
Sen kanat takarsın diye düşünmüştüm oysaki 
Mutluluktan uçacaktım hani
Takamadınmı takmakmı istemedin ne bilebildim nede anlayabildim
Kimi zaman isyan ettim yağmur damlasına 
Kimi zaman da gülüp geçtim 
Aynı anda aynı gökkubbeden akan yağmur damlası altında...

HAYALİN GERÇEĞİNDEN GÜZEL

Gözlerin en güzel gözler
Sözlerin en güzel sözler
En tatlı rüzgar saçlarının arasında
parmak uçlarında hayat
iki kaşının arasında ifadelerin en güzeli
seni seviyorumların hikayesi
seni senden çok diyebilmenin hüzünleri

hayalin gerçeğinden güzel
bilemedim gerçeğin ne kadar güzel.......

1 Ocak 2015 Perşembe

hep hüzünlerin şehrimi olacaksın, 
her yaprak düşüşünde zihnime vuran 
tırmalayıp duran kulaklarımı kısık sesiyle
kelimelerin anlaşılmıyor, düşüncelerin ki sarhoş 
halinde bir çelimsizlik
her görmeye yeltenişimden anlıyorum,
sararıyorsun. 
sonbahar misali
ben yürüdükçe benden kaçıyor,
ben kaçtıkça üstüme geliyorsun!
gözlerini kalbine düğümlemişsin belli
kalbini gizlemeye devam et
usul usul yanıltıyorsun beni
hani yanılgılara alışık olmasam
derim ki bu ses kalbinin sesi...