17 Şubat 2015 Salı

Ruhuma yağmur yağıyor
Düşüncelerimse sırılsıklam
Gözlerin geceleri boğan bir ışık gibi
Gözlerimdeki uykuya dikmiş gözlerini
Güneş sırt çevirirken, gölgenden bile mahrum bırakmış
Dinlemeden kırmış kalemi
Ne vakit uzağa dalsam
Ne vakit haykırmaya kalksam
İnfaz ediyor kalbimi
Paramparça bırakıyor geçmişin geçmemişlikleri
Heyhat!
Yokluğuna doğru yol almaktayım şimdi, çaresiz
Yokluğunun arefesi bu kadar acıysa
Yokluğun kim bilir ne kadar acı...

11 Şubat 2015 Çarşamba

Benim de çıkmazlarım var elbet, herkes gibi.
Çıkmazlarım, çıkmaz sokaklarım.
Alır başımı kapatırım pas tutmuş parmaklıklarıma.
Cevap bulmak için. 
Çoğu kez de, cevapsız kalmak için. 
Kaldırımlarında saklı, bahçemin külhanbeylikleri.
Yok öyle sağda solda mezarlıklarım.
Kendi dünyamda ölür ve olduğum gibi baştan doğarım.
Kimseye değil düşmanlıklarım.
Hani kendimi bile affedecek kadarda hıyarım.
Efkarlıyım birazda, herkes gibi.
Bir masa, bir sandalye, en kral meyhane,
Koyarım teybime, “batsın bu dünya, bitsin bu rüya“ 
Açarım bir ufaklık, laf aramızda, sapıtırım ufaklıktan fazlasıyla.
Herşey dozunda güzel daha bi.
Biraz peynir, biraz çerez, birazda soyulmuş meyve. 
Meyveler soyulmadan olmaz hani,
Öyle gecenin ayazında çırılçıplak karanlık gibi,
Öyle saf öyle katıksız, 
Tertemiz, çöpsüz, çekirdeksiz. 
Gün olur gecenin ardından,
Kendi kendime gelin güveylikler başlar. 
Akşamdan kalma sarhoşlukla.
Şu kız bana baktı, benden hoşlandı, kesin. 
Bir bakışta hoslanılacak kadarda yakışıklı olurum o kafayla,
Nereden çıkardın diye sorarsanız aynalar söylüyor, ben onun yalancısıyım,

Ayıkken yabancısı olurum, istanbulun.
Şehri bombardımana alır yalnızlık. 
Bir sürü, ayak üstü kalabalık. 
Hep aynı avaz, aynı dudaklardan
Istanbul denince aklıma gelir.
Taşı toprağı altın. 
Sankide soyadın, 
Istanbul TAŞITOPRAĞIALTIN! 
Hadi taşını toprağını anladıkta, hani nerede altın 
Yoksa topraktakilere mi yazılmış soyadın.
Bırak bu işleri bahtsız bahtım.
Nene gerek taş toprak altın 
Öbür tarafta bol keseden alırsın 
Sen çek kafayı mey senin 
Meyhane senin neyin...
Aynı yağmur altında ıslanıyorken bedenlerimiz.
Hissediyorum ki, senin de alnında çatlıyor ben hikayesi, don tutuşarak.
Düşüncelerinin mahkum dökülüşünden belli kaldıramıyorsun gözünü yerden. 
Bir ıslık mesafesi uzağım kafandaki çetrefilliklerden
Hadi, uzat elini düşmesi olağan çukurların var göz gözü görmüyor. 
Hadi, uzat elini aklınla aklımı yorayım. 
Rotasız geminin kaptanı gibiyim hadi rotamızı bulayım.
Hadi, uzat elini ikimiz biz olalım.
Hadi uzağım!

9 Şubat 2015 Pazartesi

her şey sarardı bu günlerde
sen sarardın ben sarardım
yer sarardı gök sarardı
kısacası dünyam sarardı

ben seni görebilmek için can çekişirken
senin beni görmeyişinin yüzü sarardı
kulağımı en uzağa uğurlamışken
duyamayan kulağımda sesin sarardı
gün yedi saat yirmi dört aklımda sen
aklımda duruşunun günü sarardı
kendimle kavgalı oldum kendimle çatışık
sulh ilan edecek kalem sarardı

8 Şubat 2015 Pazar

Karşımda duruyor resmin
Bir rüzgar yükleniyor omuzlarıma
Yudum yudum içime çekiyorum seni
Belki de daha çok var senden
Yada dün kadar yakınsın yalnızlığa
Geçmişin gamsızlığı kollarında
Yelken açmışsın biliyorum
Biliyorum gönlün firarda
Ve acı acı haykırıyor şakaklarım
Dur gitme
Gidiyorsun doğduğun topraklara...

hayatla kalabalıksın,
yalnızlıkla uzaksın bana.
sahi kaç gece daha uzaklaşacaksın, yarınlarına
ben olduğum yerdeyim sakın unutma
bulmak istediğin toprak ayaklarının altında 
ayakların koşturacak inan seni bana...

6 Şubat 2015 Cuma

Söylesene sen ne düşlüyorsun?
Zamanın kıyısında kayıp giderken hayatın
Ucuz bir mızrak saplanırken dudaklarından ciğerlerine yol verdiğin 
Ya ne hissediyorsun?
Gecenin karanlığında kayan yıldızları tutmaya çalışmaktan gökte eksilen yıldızlara üzülmek yerine 
Benlik duvarından bir çırpıda atlasan belirsizlikten kurtulmazmısın sanki 
Mahzun gözlerin güneşim olsa olmazmıydı, gecemi gündüzümü aydınlatmakla yetinen...