hangi yarınların açılır kapıları, umut diyarından
hani rüzgar kamçılardı vuslat yolunun kısraklarını
hep aynı yerde mi olur rüyaların sahne arkası
umut haykırışıyla gözlerini açarsın
bir bakarsın aynı yerdesin
gözünü yumduğun yerden bir milim uzaklaşmamışsın uyandığın yere
yalpalı adımlarınla göğüslersin ufukları çatık yarınları
sırtındaki kambur büyür gitgide zamana fark ettirmeden
seni sende bilir
halbuki sen bile anlayamazsın senden giden seni...
21 Nisan 2015 Salı
11 Nisan 2015 Cumartesi
Kaç gün daha geçmesi gerek?
Üzerindeki eskimiş zamanın kalıntılarından kurtulman için.
Sözde, isyan kaldırabilir mi gözlerinin kepenklerini
Bu kadar mı hiçe sayıyorsun göz yaşlarını
İki gözün iki çeşme misali.
Duy diye söylüyorum!
Başındaki sığ rüzgarların bırak essin.
Sen ayağına takılmaya niyetli gölgeliklere çevir gözlerini.
Hangi yöne gidilir ki böyle gizli gizli,
Hayat zaten hep sizli bizli.
Gitme diyemeyecek kadar mı seviyorsun benliğini
Zaten benlik değil mi sensiz senli...
Üzerindeki eskimiş zamanın kalıntılarından kurtulman için.
Sözde, isyan kaldırabilir mi gözlerinin kepenklerini
Bu kadar mı hiçe sayıyorsun göz yaşlarını
İki gözün iki çeşme misali.
Duy diye söylüyorum!
Başındaki sığ rüzgarların bırak essin.
Sen ayağına takılmaya niyetli gölgeliklere çevir gözlerini.
Hangi yöne gidilir ki böyle gizli gizli,
Hayat zaten hep sizli bizli.
Gitme diyemeyecek kadar mı seviyorsun benliğini
Zaten benlik değil mi sensiz senli...
26 Mart 2015 Perşembe
ÖYLE GELİŞİN BÖYLE GİDİŞİNE
Kandırıyor beni gözlerin,
Gözlerin, gözlerimin önünde, buram buram.
Bildiğim tüm doğrular belirsizleşiyor.
Belirsizler, belirsizlikle belirgin.
Sensizlik beni, sensizlikle suçluyor.
Haklı, benim suçum sensizlik.
Zira seni buluşumdan beri,
Sensizlik, bensizlik bir yerde.
Ben sensizlikle ödüyorum, sensizliklerin bedelini.
Bilmediğimi bildiğin şeyi, bildiğimi bilmeyişin değil mi acıların beteri...
Kandırıyor beni gözlerin,
Gözlerin, gözlerimin önünde, buram buram.
Bildiğim tüm doğrular belirsizleşiyor.
Belirsizler, belirsizlikle belirgin.
Sensizlik beni, sensizlikle suçluyor.
Haklı, benim suçum sensizlik.
Zira seni buluşumdan beri,
Sensizlik, bensizlik bir yerde.
Ben sensizlikle ödüyorum, sensizliklerin bedelini.
Bilmediğimi bildiğin şeyi, bildiğimi bilmeyişin değil mi acıların beteri...
17 Şubat 2015 Salı
Ruhuma yağmur yağıyor
Düşüncelerimse sırılsıklam
Gözlerin geceleri boğan bir ışık gibi
Gözlerimdeki uykuya dikmiş gözlerini
Güneş sırt çevirirken, gölgenden bile mahrum bırakmış
Dinlemeden kırmış kalemi
Ne vakit uzağa dalsam
Ne vakit haykırmaya kalksam
İnfaz ediyor kalbimi
Paramparça bırakıyor geçmişin geçmemişlikleri
Heyhat!
Yokluğuna doğru yol almaktayım şimdi, çaresiz
Yokluğunun arefesi bu kadar acıysa
Yokluğun kim bilir ne kadar acı...
Düşüncelerimse sırılsıklam
Gözlerin geceleri boğan bir ışık gibi
Gözlerimdeki uykuya dikmiş gözlerini
Güneş sırt çevirirken, gölgenden bile mahrum bırakmış
Dinlemeden kırmış kalemi
Ne vakit uzağa dalsam
Ne vakit haykırmaya kalksam
İnfaz ediyor kalbimi
Paramparça bırakıyor geçmişin geçmemişlikleri
Heyhat!
Yokluğuna doğru yol almaktayım şimdi, çaresiz
Yokluğunun arefesi bu kadar acıysa
Yokluğun kim bilir ne kadar acı...
11 Şubat 2015 Çarşamba
Benim de çıkmazlarım var elbet, herkes gibi.
Çıkmazlarım, çıkmaz sokaklarım.
Alır başımı kapatırım pas tutmuş parmaklıklarıma.
Cevap bulmak için.
Çoğu kez de, cevapsız kalmak için.
Kaldırımlarında saklı, bahçemin külhanbeylikleri.
Yok öyle sağda solda mezarlıklarım.
Kendi dünyamda ölür ve olduğum gibi baştan doğarım.
Kimseye değil düşmanlıklarım.
Hani kendimi bile affedecek kadarda hıyarım.
Efkarlıyım birazda, herkes gibi.
Bir masa, bir sandalye, en kral meyhane,
Koyarım teybime, “batsın bu dünya, bitsin bu rüya“
Açarım bir ufaklık, laf aramızda, sapıtırım ufaklıktan fazlasıyla.
Herşey dozunda güzel daha bi.
Biraz peynir, biraz çerez, birazda soyulmuş meyve.
Meyveler soyulmadan olmaz hani,
Öyle gecenin ayazında çırılçıplak karanlık gibi,
Öyle saf öyle katıksız,
Tertemiz, çöpsüz, çekirdeksiz.
Gün olur gecenin ardından,
Kendi kendime gelin güveylikler başlar.
Akşamdan kalma sarhoşlukla.
Şu kız bana baktı, benden hoşlandı, kesin.
Bir bakışta hoslanılacak kadarda yakışıklı olurum o kafayla,
Nereden çıkardın diye sorarsanız aynalar söylüyor, ben onun yalancısıyım,
Ayıkken yabancısı olurum, istanbulun.
Şehri bombardımana alır yalnızlık.
Bir sürü, ayak üstü kalabalık.
Hep aynı avaz, aynı dudaklardan
Istanbul denince aklıma gelir.
Taşı toprağı altın.
Sankide soyadın,
Istanbul TAŞITOPRAĞIALTIN!
Hadi taşını toprağını anladıkta, hani nerede altın
Yoksa topraktakilere mi yazılmış soyadın.
Bırak bu işleri bahtsız bahtım.
Nene gerek taş toprak altın
Öbür tarafta bol keseden alırsın
Sen çek kafayı mey senin
Meyhane senin neyin...
Çıkmazlarım, çıkmaz sokaklarım.
Alır başımı kapatırım pas tutmuş parmaklıklarıma.
Cevap bulmak için.
Çoğu kez de, cevapsız kalmak için.
Kaldırımlarında saklı, bahçemin külhanbeylikleri.
Yok öyle sağda solda mezarlıklarım.
Kendi dünyamda ölür ve olduğum gibi baştan doğarım.
Kimseye değil düşmanlıklarım.
Hani kendimi bile affedecek kadarda hıyarım.
Efkarlıyım birazda, herkes gibi.
Bir masa, bir sandalye, en kral meyhane,
Koyarım teybime, “batsın bu dünya, bitsin bu rüya“
Açarım bir ufaklık, laf aramızda, sapıtırım ufaklıktan fazlasıyla.
Herşey dozunda güzel daha bi.
Biraz peynir, biraz çerez, birazda soyulmuş meyve.
Meyveler soyulmadan olmaz hani,
Öyle gecenin ayazında çırılçıplak karanlık gibi,
Öyle saf öyle katıksız,
Tertemiz, çöpsüz, çekirdeksiz.
Gün olur gecenin ardından,
Kendi kendime gelin güveylikler başlar.
Akşamdan kalma sarhoşlukla.
Şu kız bana baktı, benden hoşlandı, kesin.
Bir bakışta hoslanılacak kadarda yakışıklı olurum o kafayla,
Nereden çıkardın diye sorarsanız aynalar söylüyor, ben onun yalancısıyım,
Ayıkken yabancısı olurum, istanbulun.
Şehri bombardımana alır yalnızlık.
Bir sürü, ayak üstü kalabalık.
Hep aynı avaz, aynı dudaklardan
Istanbul denince aklıma gelir.
Taşı toprağı altın.
Sankide soyadın,
Istanbul TAŞITOPRAĞIALTIN!
Hadi taşını toprağını anladıkta, hani nerede altın
Yoksa topraktakilere mi yazılmış soyadın.
Bırak bu işleri bahtsız bahtım.
Nene gerek taş toprak altın
Öbür tarafta bol keseden alırsın
Sen çek kafayı mey senin
Meyhane senin neyin...
Aynı yağmur altında ıslanıyorken bedenlerimiz.
Hissediyorum ki, senin de alnında çatlıyor ben hikayesi, don tutuşarak.
Düşüncelerinin mahkum dökülüşünden belli kaldıramıyorsun gözünü yerden.
Bir ıslık mesafesi uzağım kafandaki çetrefilliklerden
Hadi, uzat elini düşmesi olağan çukurların var göz gözü görmüyor.
Hadi, uzat elini aklınla aklımı yorayım.
Rotasız geminin kaptanı gibiyim hadi rotamızı bulayım.
Hadi, uzat elini ikimiz biz olalım.
Hadi uzağım!
Hissediyorum ki, senin de alnında çatlıyor ben hikayesi, don tutuşarak.
Düşüncelerinin mahkum dökülüşünden belli kaldıramıyorsun gözünü yerden.
Bir ıslık mesafesi uzağım kafandaki çetrefilliklerden
Hadi, uzat elini düşmesi olağan çukurların var göz gözü görmüyor.
Hadi, uzat elini aklınla aklımı yorayım.
Rotasız geminin kaptanı gibiyim hadi rotamızı bulayım.
Hadi, uzat elini ikimiz biz olalım.
Hadi uzağım!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)